20 Şubat 2026 Cuma

Kırmızı İp 

Sahi hissediyor musun eskisi gibi? 

Yıldızları okuyabiliyor musun derinden, hikayen yine soluk soluğa mı? 

Kalbinin atışı mı bu kulağıma çalınan yoksa kalemimin durdurak bilmeyen sancısı mı? 

Yüzün neden saklı? 

Kalbimin sahilinde boylu boyunca uzanan ruhun şimdi hangi deryanın denizinde.. 

Sol yanından parmak uçlarına kadar uzanan o kırmızı ipi görmüyorsun değil mi? 

Sahi mübalağa ediyorum.. 

Görmeye ne hacet! 

Birbirini bulmak için yaratılan o iki kalp biz değilsek düğümün o boğucu hissini anlarsın.. 

Bir bak, kader anlatıyor kırmızı ipin gerçeğini…

İnsan okuyabilmek nedir bilir misiniz?

Sesten, bakıştan, duruştan, ayak sesinden…

Okuyabilmenin zamanla anlamlandırmaya, anlamlandırmaya başladıkça gerçeklerle bir bir yüzleşmenin ağırlığı altına elbette girebilir insan.

Bir kapının nasıl kapandığına veyahut kapatıldığına dikkat ettiniz mi mesela?

Bir tabağın sofraya nasıl konduğunu?

Sesin hangi ivmede huşu bulduğunu?

Yere vuran topukların neyi anlatmak istediğini?

Bir değil bin bir hayat akıp gidiyor her adımda..

Bir bakış bir söz bir duruş anlatıyor tüm hayatı.

Okuyabilene, vesselam…

24 Kasım 2025 Pazartesi

Hatırlamak ne garip bir duygu

Hayatın akışında tanıdık olaylar silsilesi

Bir renkten, bir bakıştan, bir hüzünden, bir gülümseyişten…

İşte bu tanımlamaya çalıştığım garip bir duygusun sen, hatıramda yaşayan…

Önce bir renktin, görüp görebileceğim en eşsiz renk, bana özel kılınan..

O renkten tanıdım seni, bakışından, gülümseyişinden..

Sonra hüzün yağmurları dökülüverdi gökyüzünden

Hüzmeler bir bir esti semadan kalbime

Yaktı, yıktı ve geçti, hatır da kalanlar kaldı sadece.

Ne tekrar kavuşacağım sana ne tekrar yaşayacağım seni kalbimde,

Adın hatıramda

Hep aynı sızıyla bir yerlerde…

8 Ekim 2025 Çarşamba

İki gündür sabah saatlerinde yolumun üstündeki bir görüntü takılıp duruyor aklıma. İçimi kıpır kıpır eden bu görüntü bu aralar gördüğüm en güzel şey olabilir belki de. Bana sevgiyi, çocukluğu çağrıştıran bir duygu süregeliyor hafızamda. Anlıyorum ki yazmadan duramayacağım: Bir kız bir de erkek çocuğu var bu görüntüde, bir de yanlarında dedeleri. Öyle olduğunu düşünüyorum… Otobüs durağında torunlarıyla beraber bekliyor. 

İlk gün gördüğümde üçü de oturuyorlardı, çocukların sırtında çantalar. Okula gidiyorlar belli, bekledikleri durak ise ana yolun orada. Tek başlarına orada bekleyebilmeleri mümkün değil, karşıdan karşıya geçerken bile bir büyük olmadan çok zor. Bu sorumluluğu ise dedeleri üstlenmiş belli. Çocuklar ise birinci sınıf olmalılar, onları yolcu edip orada mı bekliyor, onlarla gidip geri mi dönüyor anlayamadım tabi. İkinci gün ise yani bugün çocuklar duraktaydı, kendisi de yolun oradaki bir yere yaslanmış, elinde çocuklardan birinin çantası. Yine bekliyorlar… Ne var diyebilirsiniz bu gördüklerinde? Her zaman olan şeyler de diyebilirsiniz… Hayatın akışı evet ama o hiç tanımadığım çocuklar için öyle kıymetli ki bu sorumluluk, şu an anlamasalar bile gelecekte bir şekilde bir yerden hafızaları hatırlatacak bu görüntüleri. Bu anı küçük bir gülümseme, hafif burukluk kim bilir neler hissettirecek onlara. Kıymet görmek ne büyük nimettir anlayacaklar, kıymet görmenin anlamını kıymet vererek şahlandıracaklar…

Hayat belki de hep en güzel anılarla anlam kazanır. Bulmacayla dolu bir yaşamın içerisinde insana en iyi gelen anlar birleştirir parçaları. Parçalar birleşmeye başladığı an ise tamamlanmaya bir adım daha yaklaşır insan... 

7 Ekim 2025 Salı

Kimliksiz Sevda

Bahar sensizdi bu hazan da sensiz.

Kelimelerim usul usul ayrılıyor benliğinden

Ah benim ruh-u revanım..

Belki de bunlar sana son sözlerim..

Birbirini unutan iki yabancı mıyız artık?

Birbirini tanıyan iki yalancı?

Hangisini istersen o olalım, sahi ne önemi var tanımlamaların artık?

Kaç mevsim geçecek böyle inan bilmiyorum..

Pusulam hangi yöne bakıyor, anlamıyorum…

Onca kalabalığa değişmeyeceğim tenhaydın sen,

Kül olan sevdanın tortusu avuçlarımda

İçimde delicesine bir yalnızlık,

Ve sen yoksun orada; yalnızlığımda, kalabalığımda…

Kimliksiz kalan bir sevda bu, adı sanı yok

Maziye sessizce gömülen bir mektup gibi..

Mektubun içi kalbin döktüğü kelamlarla dolu

Gökyüzünde yıldızlar, ruh bulutların ötesinde…

Şimdi bak gökyüzüne!

Siyah yıldızlar mazide kalanın yasını tutuyor

Kanat çırpan bir güvercin takılıp duruyor bulutlara.

Senin adın Kimliksiz Sevda..

Sendeki beni aradığım, bendeki seni artık bulamadığım… 

24 Eylül 2025 Çarşamba

 Büyüklere Ninni


Ninni hep küçüklerindir, öyle biliriz değil mi? Bu defa bir bebeğe ya da bir çocuğa değil ninni okumak isteyişim. Çok sevdiğim birine…

Sakladığı o masum yüreğinde pamuklar gibi bembeyaz kalbinde birikenler, gözlerinden okunur bilirim. Siz hiç saati sevdiklerinde duran birini tanıdınız mı? Bugünde geçmişi yaşayan birini? Unutkanlığının arkasında biriken hayat yükünü üstünden bir türlü atamayan birini? 

Hayat hikayesi beni en çok etkileyen büyüklerimden biri kendisi. Bir çocuk gibi, gözyaşları hep göz pınarında. Sildiğiniz gözyaşlarından hayat akıyor, öyle biri.

Bağışladığı sevda, belki de affedemediği; uğurladıkları ve kavuşamadıkları.

Yazgısına bir parça ninni…

Zaman gibi sessiz uyu ama yine uyan olur mu?

Gecenin karanlığında göğsüne düşen ninni günlerine aydınlığı getirsin.

Sevdiklerinde duran saatin tik tak’larında acıyı kırsın dalgakıran.

Kırsın ki o hırçın dalgalar bir daha hiç çarpmasın yüreğine…

16 Eylül 2025 Salı

Ben yaşadığım bu çağda sevdanın renginin tam olarak ne olduğunu bir türlü tanımlayamayanlardanım. 

Siyah?

Beyaz?

Kırmızı?

Toz pembe?

Hangi renk tanımlar bu çağın sevdasını?

Çok eski zamanlara bakıyorum. Genç bir kızın sevdiğine işlediği mendil beliriyor gözlerimin önünde. Sevda denizinden akan duyguların nakış nakış işlendiği bir mendil. Şu sözcükler işlenmiştir mendile:

Ey efendim hakkı sıhatten

Daim mamur

Eylesun senden olup dökülen

Gayrim silmesun gönlümde

Meylesun gönlümde

İlacı konmadan saati

Canımın canı asrımın varı efendim

Aşk nağmeleri bir bir döşenmiş ancak bu mendil sebebi bilinmez, sahibine ulaşamamıştır. Yıllar, mevsimler akıp gitmiş üzerinden ancak aşığın gizli mendili bugün bile dokunmayı başarır bir şekilde kalplere. 

Gerçek aşkı gözlerden ve sözcüklerden tanıyıp bulur insan buna inanırım. İnanmak isterim… Mendillere işlenen aşk, mektuplara dökülen duygular; ne kıymetli… Nakış nakış işlenen duygular bir dansın edasında, sevdanın binbir renginde… 

Peki bu çağ?

Kolay ulaşılabilir olmak mı yitiriyor her şeyin kıymetini? Körelen duygular mı? Ömrün kadere boyun eğişimi mi? 

Kalpten göze, gözden dudaklara akan sözcüklerin hükmü yitip gittiği an renklerin soluşunu izler oluruz. Kalp sevdaya bir yerlerden aşinadır derler… Hangisi gerçek, hangisi hülya anlaşılmayan bu zamanda sevda tadar mı aşinalığı? Bulur mu rengini…

 

 

Kırmızı İp  Sahi hissediyor musun eskisi gibi?  Yıldızları okuyabiliyor musun derinden, hikayen yine soluk soluğa mı?  Kalbinin atışı mı bu ...